Kentsel Dönüşümle Ortaya Çıkan Risk: Asbest

Kentsel Dönüşümle Ortaya Çıkan Risk: Asbest

    

17 Ağustos 1999 tarihinde hafızalarımıza kazınmış olan o acı depremle birlikte, her birine paha biçemeyeceğimiz 17.480 canımızın yanı sıra ülke ekonomisi de yaklaşık olarak 16 milyar dolar gibi büyük bir yükle karşı karşıya gelmiştir. Toplumsal psikolojimizi derinden etkileyen bu depremler aslında ülkemizin her yerinde ve bu coğrafyada yaşayan herkesi değişik ölçülerde etkilemiş ve etkilemeye devam edecektir.

 17 Ağustos 1999 depremi ile birlikte depremin merkez üssü olan Gölcük’te toplam yapıların % 25 kadarı yıkılmış, ağır hasar görmüş veya orta ölçekte hasar alarak oturulamaz bir hale gelmiştir. Bu büyük yıkım öncesinde yapılarımızın bir kısmı mühendislik hizmeti almadan kaçak olarak üretilmişti. Bir kısmı da mühendislik hizmeti almış olsa bile yeterli ölçüde denetim yapılmadan üretildikleri için, imarlı veya imarsız, müstakil veya hisseli parseller üzerinde ruhsatsız veya ruhsata aykırı yapılardan kaçak kent parçaları oluşmuştu. Tüm bu nedenler “kentsel dönüşüm” konusunun gündeme gelmesine yol açmıştır.Türkiye’nin girmiş olduğu kentsel dönüşüm sürecinde en çok konuşulan sorun asbest riski oldu. Yapılan yıkımlar sonucunda ortaya çıkan asbestin zararları herkesin gündeminde. Şimdilerde yapılan yapılarda asbest kullanımı yasak ancak yıkılmakta olan eski yapılarda maalesef ki asbest kullanılmıştı. Bu asbestler yıkım sürecinde tekrar ortaya çıkıyor. Bileşenleri nedeniyle sağlığa olan asbeste karşı, yıkım esnasında alınacak tedbirlerle önlem almak mümkün.

Asbest Nedir?

Asbest doğada kendiliğinden oluşan bir mineraldir. Ancak ezilmesi ya da işlenmesi halinde liflere ayrıldığı için kullanılması mümkün olan inorganik bir bileşiktir. İlk çağlardan beri kullanılan ve yanıcı olmama özelliği sayesinde sihirli olarak kabul edilen bu mineral, adını ise eski Yunanca'da yanmaz anlamına gelen "asbestos"  sözcüğünden almıştır. İtfaiyeci kıyafetleri ve ekipmanlarında asbest kullanılması nedeniyle yanıcı olmadığını hatırlayacaksınız.

Isı yalıtımı sağlaması, yüksek sıcaklık ve asitten etkilenmeyen yanmazlık özelliği, elektrik akımına karşı dirençli olması, liflere ayrılabiliyor olması nedeniyle kolay şekil verilebilme özellikleri sayesinde asbestin kullanım alanı oldukça fazlaydı. Daha önceki tarihlerde yapılmış olan yapılarda çatı ve duvarlarda kullanılan levhalarda çok tercih ediliyordu. Bunun dışında döşeme kaplamalarında, ev aletlerinde, iplik üretiminde, sobalarda ve hatta kıyafetlerde bile kullanılıyordu. Bu maddeye en çok 1940-1979 yılları arasında rağbet ediliyordu. O dönemlerde yaklaşık üç bin farklı ürünün üretiminde asbest kullanılıyordu. Tarihte karşılaşılan en fazla asbest tüketimi ise 1970 başlarında ABD'de kayıtlara geçmiştir. Daha sonra asbestte bulunan madde de kanser riskinin ortaya çıkması üzerine bu madde “yapı içi hava kirleticisi” olarak tanımlanmıştır.

Asbest İçeren Yapılarda Bulunan Sağlık Açısından Riskler

Asbest doğada oluşan bir kütledir ve müdahale sonucu liflere ayrılan bir yapısı vardır. Mikroskop ile bu liflere bakıldığında çok küçük ve hafif oldukları görülecektir. Bu nedenle lifler havada kolayca ve uzun süre uçabilir. Üstelik havada askıda kalma süresi de bir hayli uzundur. Bu yüzden insanların havada asılı lifleri vücuduna alması muhtemeldir. Bunun üç yolu vardır. İlk yol solunum yoluyla alınan liflerdir ki insan sağlığı için büyük tehdit oluşturur. Uzun süre asbest solunması sonucu lifler akciğerde birikebilir. İkinci yol ağız yoluyla alınan liflerdir ve sindirim sistemine karışabilir. Üçüncü yol olan deri yoluyla da minimum miktarda olsa da asbest alınması mümkündür. Bu ihtimaller arasında insan sağlığını en çok tehdit eden solunum yoluyla alınan liflerdir. Akciğerlerde biriken liflerin hastalık  oluşturması ise pek çok faktöre göre değişkenlik gösterir. Liflerin boyutu, alınan lif miktarı, liflere maruz kalma süresi, kişinin yaşı, cinsiyeti, diğer sağlık sorunları gibi faktörler hastalık riskini belirler.

Ekstrem bir durum olmadığı sürece bir metreküp havada 1 lif bulunmaktadır. TS 11597 ile işyerleri havasında bulunabilecek maksimum lif miktarı şöyle belirlenmiştir:

  • 0,6 lif/cm3/8 saat krizotil
  • 0,3 lif/cm3/8 saat krizotil dışındaki lifler ya da
  • 0,3 lif/cm3/8 saat krizotilli karışımlar

Solunum yoluyla vücuda alınması en tehlikeli olan asbest grubu amosit ve krokidolitdir. Krizotiller akciğerde eriyebilme özelliği olduğu için daha az zararlıdır denilebilir. Ancak bu zararsız olduğu anlamına gelmemektedir. Çünkü asbestin tüm çeşitleri Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı (IARC), Birleşik Devletler Çevre Koruma Dairesi (EPA), Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Ulusal Toksikoloji Programı (NTP) tarafından kanserojen olarak kabul edilir. Bu nedenle asbestin her çeşidi ciddi hastalık riskleri taşımaktadır. Hastalık oluşturma suresi 10 yıl ile 30 yıl arasında olması nedeniyle de küresel bir tehdit olarak kabul edilmektedir.

Asbestin Sebep Olduğu Hastalık Riskleri

Asbest konusunda 1920-1940 yıllarında yapılan bilimsel araştırmalar sonucu hastalık riski içeriğine ilişkin ilk bulgulara rastlanmıştır. Asbest lifleri çok hafif oldukları için havada asılı kalır ve yere düşmezler. Bu da liflerin solunması anlamına gelir. Solunan asbest lifleri ise asbestosis, plevra tümörü, akciğer kanseri, mezotelyoma gibi akciğer temelli hastalıklara sebep olabilir. Bu bulguların elde edilmesi üzerine asbest kullanımı konusunda farkındalık oluşmuştur ancak bu durum 1970’li yılların sonlarına tekabül etmektedir.

Asbestosis hastalığı belirtileri, asbeste maruz kalındıktan yaklaşık iki yıl sonra gibi kısa bir sürede görülür. Bu hastalık akciğerde oluşan yaralara ve ilerlemesi halinde de solunum güçlüğüne sebep olur. Çünkü artık oksijen akciğer zarından geçmekte zorlanmaktadır.

Asbest kaynaklı diğer bir hastalık olan mezotelyoma ise karın ve göğüs ağrıları ile birlikte solunum güçlüğü olarak kendisini gösterir. Tedavisi mümkün olmayan bu hastalık yaklaşık bir yıl içinde gerçekleşecek ölümle son bulur. Diğer bir hastalık olan plevra tümörü ise ölümcül olmayan ve az rastlanan bir asbest kaynaklı hastalıktır.

Akciğer kanserine sebeple olan pek çok etkenden biri de asbesttir. Kanser olması durumunda ise sigara içenler için risk çok daha fazladır.

 

Asbest Yasağı

Asbestin bu zararlarının anlaşılması üzerine tüm dünyada bir panik ortamın oluşmuş ve 1999 yılında Avrupa Birliği asbestin kullanımı ve pazarlanmasının yasaklanması için girişimlerde bulunmuştur. Bu yasağı benimseyen Direktif, 1 Ocak 2005  tarihinden itibaren Avrupa Birliği üyesi tüm ülkelerde uygulanmaya başlanmıştır. Direktif kapsamında işçilerin asbeste maruz kalmamaları ve maruz kalınması halinde doğacak riskler de değerlendirilmiştir. asbest üretimi ve islenmesi sırasında işçilerin asbeste maruz kalma ihtimali olan tüm faaliyetler de 2003 yılında yasaklanmıştır.

Bu yasaklardan sonra daha önce yapılmış olan asbestli yapıların yıkımı sırasında açığa çıkacak olan asbeste maruz kalınmasını önlemek için limitler belirlenmiş ve sıkı önlemler alınmıştır. Önlemlere ilişkin olan Direktif de 2006 yılında tüm üye ülkeler tarafından uygulanmaya başlamıştır. Türkiye’de asbest kullanımının kontrol altına alınması ise 2008 yılında gündeme alınmış ve Bakanlar Kurulu tarafından Aralık 2010'da verilen karar ile asbestin her çeşidinin kullanımı ve ticareti her yerde yasaklanmıştır. Çevre ve Orman Bakanlığı'na bağlı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü 29 Ağustos 2010 tarihinde “Bazı Tehlikeli Maddelerin, Müstahzarların ve Eşyaların Üretimine, Piyasaya Arzına ve Kullanımına İlişkin Kısıtlamalar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” yayınlamış ve asbest ürünlerine ilişkin tüm ihtimaller yasaklanmıştır.

Bu gelişmeler sonrası artık asbest kullanılmıyor olsa da eskiden kullanılan asbest nedeniyle risk halen devam ediyor. Eski yapıların yıkılması, eski eşyaların kırılması ya da eksiden üretilen asbestli ürünlerin kullanılması tehlikeyi devam ettiriyor. Mesela, asbestli bir binanın yıkımında çalışan işçi kendisi asbestli havayı soluduğu gibi, üzerine sinen asbesti evine ya da toplu taşımalara taşıyabilmektedir. Bu durumda herkesin asbestten etkilenme riski devam etmektedir.

Kentsel Dönüşümle Açığa Çıkan Asbest

Türkiye’deki deprem riskine karşı 16.05.2012 tarihinde 6306 sayılı “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşümü Hakkındaki Kanun’un yürürlüğe girdi. 04.08.2012 tarihinde ise kanunun uygulama yönetmeliği çıktı ve ülkede hararetli bir kentsel dönüşüm süreci başlatıldı. Kentsel dönüşüm planına göre 20 yıl içinde riskli görülen 7 milyon yapının yıkılması hedefleniyor. 81 ilde birden devam eden kentsel dönüşüm projesinde konutların yani sıra kamu binaları da yer alıyor.

Verilere göre Türkiye'de asbest kullanımın başladığı 1983 yılı ile asbestin yasaklanması tarihi olan 2010 yılına kadar 500 bin ton asbest, pek çok sektörde kullanılmıştır. Eskide kullanılan bu ciddi miktardaki asbest, bu yıllar arasında yapılan yapılar ya da eşyalar yoluyla halen hayatımızda. Bu ürünlerde meydana gelen her değişiklik, biz farkında olmasak da asbest liflerini havaya katıyor ve risk devam ediyor. Önlem alınmadığı takdirde asbest 20 yıl kadar daha bu şekilde hayatımızda olmaya devam edecek.

Kentsel dönüşümle açığa çıkan asbeste karşı; yapıların yıkılmasına geçmeden önce uzmanlar tarafından, yönetmeliğe uygun olarak asbest içerikli ürünler tespit edilmelidir. Bu ürünler yıkım öncesi, gerekli önlemler alınarak yıkım alanından uzaklaştırılmalıdır. Çünkü kentsel dönüşümün hızla devam ettiği İstanbul gibi yerlerde asbest miktarı ciddi boyutlara ulaşabilmektedir. Bu riske karşı bazı belediyeler bireysel olarak önlem almaya başlamıştır. Mesela bu konuda adım atan Kadıköy Belediyesi Meclisi 2012 yılında  “İnşaat Süresince Uyulması Gereken Kriterler ve Atık Yönetimi” ilgili aldığı karara “asbestten ve zararlı atıklardan temizlenme” koşulunu da eklemiştir. Bu sayede öncelikle İş sağlığı ve güvenliği uzmanı ya da çevre uzmanı tarafından inşaat atık yönetim planı hazırlanmaktadır. Yapı bu plana uygun olarak temizlendikten sonra Kadıköy Belediyesi Çevre Müdürlüğü tarafından “Asbest Temiz Raporu” alınması gerekir. Bu rapor alınmadığı sürece yapılara yıkım ruhsatı verilmemektedir.

Hükümet tarafından 24 Ağustos 2015 tarihi itibariyle pek çok farklı inşaat şirketine ait 421 şantiyenin denetlenmesi sonucunda 134 şantiyede asbestli malzeme olduğu görülmüş ve belirlenen 81.300 kg asbest atığı imha edilmiştir.

Sonuç

Asbestin zararları anlaşılması üzerine asbest üretimi ve kullanımı 2010 yılından beri yasak olsa da, özellikle kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında asbest açığa çıkması sonucu risk halen devam etmekte ve önlem alınmazsa bu risk minimum 20 yıl daha insan hayatını tehdit edecektir. Bu tehditlere karşı kişi ve kurumların bilgilendirilmesi için bazı seminer ve konferanslar düzenleniyor olsa da, bu çalışmalar bireysel çalışmalar olduğundan sorunların çözümü için çok sınırlı bir etkiye sahiptir.

Kentsel dönüşüm projeleri kapsamında yıkım ruhsatı alınması için hazırlanan; Asbest envanter raporu, Atık yönetim planı ve Risk analiz raporları bağımsız ve tarafsız kurumlar tarafından hazırlanmalıdır. Hatta  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından bu işte uzman kişiler yetiştirilmelidir.

Asbestli yapı ürünlerindeki atıkların uzaklaştırılması ve bertarafı sürecinde çalışan uzman kişiler;

  • Giysi ve çalışma koşullarına
  • Çalışma bittikten sonra uygulanması gereken temizlik ve arındırma yöntemlerine,
  • Kendi sağlıklarının kontrollerine

Azami dikkat etmelidirler.

Yusuf BOZ
yusuf.boz@gayrimenkulprojeleri.net

Pazarlama ve Gayrimenkul Yatırım Uzmanı

Benzer Makaleler
MALUMATFURUŞ

Yazmak zor iş. Birkaç hafta önce Yusuf kardeşim arayıp bu mecra için yazı istediğinde heyecanlandım. İlk anda aklıma onlarca konu geldi lakin yazmak için masaya her oturduğumda hepsini unuttum. Kaldırım yüksekliklerinin medeniyetlere olan tesirinden, kuş evlerinden, Os..

Teknolojinin Gayrimenkul Sektörüne 6 Etkisi

Teknoloji, iş dünyası ve endüstri birbirlerine her zaman katkıda bulunan sektörler. Robotik teknolojilerin geliştirilmesi gibi birçok yenilik her sektörde dikkat çekiyor ve bu sektörler  yenilikleri kendilerine nasıl optimize edeceklerini düşün&u..